Kohlberg’in Ahlaki Gelişim Kuramı ve Heinz İkilemi

Kohlberg, Piaget’nin bilişsel gelişim kuramından yola çıkarak bilişsel gelişimin ahlaki gelişim ile paralel gittiğini ileri sürmüştür ve o da Freud, Vygotsky, Piaget ve Erikson gibi çocukları incelemiştir. Bunun altında yatan sebep ise, ergenlikte yaşanan değişimlerin çocukluk dönemindekilere kıyasla daha hızlı gelişmesidir. Böylelikle değişimlerin gözlenmesi kolaylaşmaktadır.

Kohlberg, araştırmasını yürüttüğü sırada bir grup çocuğa karar vermekte zorlanacakları hikayeler anlatmıştır. Yaş farkı değişkenini de göz önünde bulundurmak amacıyla her yaş grubundan çocukları araştırmasına dahil etmiştir. Anlatılan hikâyelerin sonucunda çocuklara dinledikleri hikâyelerle ilgili sorular yöneltilmiştir. Bu sorulara verilen cevaplar kaydedilmiştir ve verilen cevaplar göz önünde bulundurularak kişilerin olayları değerlendirme tarzları incelenmiştir.

En ünlü hikaye, “Heinz ikilemi” olarak isimlendirilmiştir. Bu hikayeye göre, Heinz’in eşi tek çaresinin bir eczacı tarafından üretilen ilacın olduğu kanser hastalığına yakalanmıştır. Eşini çok seven Heinz, bu ilacı satın almak için eczacıyla görüştüğünde ise fiyatının Heinz’in karşılayabileceği miktarın çok daha üzerinde olduğunu öğrenmiştir ki bu fiyat, ilacın maliyetinin on katı fazlasıdır. Heinz hemen işe koyulmuştur ve tanıdıklarının da yardımıyla bir miktar para toplayabilmiştir. Ancak bu para, eczacının istediği miktarın yalnızca yarısını karşılamaktadır. Heinz, eczacıyla görüşmüştür ve eşinin durumunun çok ciddi olduğunu anlattıktan sonra eczacıya ilacı daha ucuza almayı ya da kalan yarısını daha sonra vermeyi teklif etmiştir. Eczacı, Heinz’e ilacını vermemekte ısrarcıdır, ilaçtan para kazanma peşindedir. Eşini kaybetmek istemeyen Heinz, bir gece yarısı eczacının eczanesinden ilacı çalar, eşini kurtarır. Hikâye burada son bulurken Kohlberg’in soruları başlar: Heinz ilacı çalmakla doğru mu yapmıştır? Heinz eşini bu kadar sevmeseydi yine de o ilacı çalar mıydı? Ölecek olan insan onun eşi değil de başkası olsaydı yine de çalar mıydı? Heinz ilacı çalmasaydı ve eşi ölseydi bunun sorumlusu ilacını vermeyen eczacı mı olacaktı? Kohlberg, verilen cevapların doğruluğu veya yanlışlığıyla ilgilenmekten çok, katılımcılara “Neden?” sorusunu yöneltmiştir. Çünkü Kohlberg, davranışın sonucuyla değil niyetle ilgilenmiştir.

Katılımcılardan gelen cevapları göz önünde bulundurarak Kohlberg, bireylerin ahlaki gelişimini incelemiştir. Ulaştığı sonuçlar doğrultusunda katılımcıları belli düzeylere yerleştirmiştir. Kohlberg’e göre bu gelişim birbirini takip eden üç temel düzeyden oluşmaktadır ve bu düzeyler değişmeyen fakat hızlandırılabilen, yavaşlatılabilen veya durdurulabilen bir sıra izlemektedir: Gelenek öncesi (ahlak öncesi) düzey, geleneksel düzey ve gelenek ötesi düzey. Bu her üç temel düzey de kendi içinde toplamda altı alt evreden oluşmaktadır. Gelenek öncesi düzey, ‘itaat ve ceza’ ile ‘saf çıkarcılık’; geleneksel düzey, ‘iyi bir çocuk olmak’ ile ‘kanun ve düzen ’; gelenek ötesi düzey, ‘toplumsal sözleşme’ ile ‘evrensel ahlak ilkeleri’ alt evrelerinden oluşmaktadır. Bu evreler, Piaget’nin kuramında olduğu gibi yaşla sınırlandırılmamıştır.

  • Gelenek Öncesi (Ahlak Öncesi) Düzey

Bu evrede birey, benmerkezcidir. Önemli olan nokta bulunulan eylemlerdedir ve bulunulan eylemlerin değerlendirilmesinde fiziksel sonuçlara odaklanılır.

1- İtaat ve ceza eğilimi evresi, çocukları konu edinmektedir fakat kimi yetişkinlerin de bu seviyedeki ahlak anlayışına sahip olduğu bilinmektedir. Otoritenin dışsal olmasından ötürü çocuklar kuralların dışına çıkılmasını imkansız olarak görürler, kurallar onlar için kesin ve katıdır. Ceza almamak için kurallara uyarlar ve eğer ceza alırlarsa da kötü bir şey yaptıklarını düşünürler. Bu evreye örnek olarak, bir öğrencinin sınav zamanında öğretmenin dışarı çıkmasıyla beraber kopya çekmeye başlaması fakat hocanın içeri girdiği anda sadece kendi kağıdıyla ilgilenmesi verilebilir. Bu alt evrede bulunan bireylere göre sonucunda hapse gireceği ve kötü bir insan olacağı için Heinz suçludur, ilacı çalmamalıdır.

2- Saf çıkarcılık, bireylerin özgün olduğunun farkına varıldığı evredir. Bu evrede her ne kadar bireyin kendisi ön planda olsa da başka insanların da ihtiyaçlarının olduğu sonucuna varılır. Kurallara uyulur fakat ön koşul, ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bir kişinin ileride kendisinin de ihtiyacının olabileceğini düşünüp bu sebepten dolayı bir başkasına yardımda bulunması örnek olarak verilebilir. Bu alt evrede bulunan bireylere göre ise, eşinin de Heinz o durumda olsaydı aynı şeyi yapacağını düşündükleri ve eşinin kurtulması sonucunda Heinz daha mutlu olacağı için Heinz suçsuzdur, ilacı çalmalıdır.

  • Geleneksel Düzey

Birey, empati kurabilme yeteneğine sahiptir, başkalarının gereksinimleri kendininkiler kadar önemlidir. Fakat bu temel evrede bireyde, bir önceki temel evredeki bencilliğin aksine grupsal bir bencillik anlayışı görülür; ona göre en üstün grup kendi grubudur.

3- İyi çocuk (kişilerarası uyum) eğilimi, otoritenin sorgulanmadan kabul edildiği yani benimsendiği bir evredir. Bu seviyede birey, ‘iyi’ olarak nitelendirilmek istediği ve başkalarının onu nasıl nitelendirdiğini önemsediği için yaşamını sürdürdüğü grubun kurallarını temel alır. Bulunduğu gruba değer verir. Bir gencin metroda sırf başkaları tarafından kötü gözle görülmek istemediği için yaşlı kişilere yer vermesi bu duruma örnek verilebilir. Bu alt evrede bulunan bireylere göre Heinz iyi niyetlidir ve eşinin ölümünü izleyemez.

4- Kanun ve düzen eğilimi, toplumsal düzen ile ilişkilidir. Birey, suça girişmemesi gerektiğinin farkındadır ve o nedenle kurallara uyum sağlamaktadır. Kanunlar sorgulanmadan kabul edilir ve uygulanır. “Yalnızca görevliler girebilir.” tabelasını gören bir kişinin o odaya girmemesi bu alt evreye örnek verilebilir. Bu alt evrede bulunan bireylere göre de Heinz suçludur çünkü o, toplumsal düzeni korumaya yarayan kanunları çiğneyip hırsızlık yapmıştır.

  • Gelenek Ötesi Düzey

Bu temel evre; çıkarcılığın bittiği, toplumsal düzen ve yasaların artık sorgulanabildiği bir evredir. Kohlberg çoğu bireyin geleneksel düzeyde kaldığını, gelenek ötesi düzeye ulaşamadıklarını belirtmiştir.

5- Toplumsal sözleşme, bireyin daha ileri düşünmeye başladığı bir evredir. Bu evrede hedefler daha da büyümeye başlamaktadır. Büyüyen hedefler için kişisel haklar ve adalet göz önünde bulundurulmaktadır. Heinz ikileminden söz edecek olunursa, bireyler can kurtarmak için yasaları çiğneyebilir hale gelmektedir. Yani toplumun yararına olduğu zamanlarda bazı yasalar istisnai özellikler taşıyabilmektedir. Buna göre Heinz ilacı çalmakta özgürdür çünkü her bireyin her şeyden önce yaşama hakkı vardır.

6- Evrensel ahlak ilkeleri, Kohlberg’e göre bireyin ulaşabileceği son evredir. Bu aşamada bireylerin kendi oluşturmuş olduğu, yasalara uyan veya uymayan, ahlaki kalıpları vardır. Birey, kendi ahlaki kalıplarını her durumda korumakta ve o yolda devam etmektedir. İlerledikleri yolda önlerine engeller dahi çıksa kendi doğruları için savaşmaktadırlar. Sokakta birinin şiddete uğradığını gören güçsüz birinin canı pahasına olaya karışması ve o kişiyi kurtarmak için çabalaması bu alt evreye örnek verilebilir. Bu alt evredeki bireylere göre Heinz suçsuzdur çünkü bir insanın hayatını kurtarmak, maddi her şeyden daha önemlidir.


Beyaz, B. Kolhberg’in ahlaki gelişim evreleri ile olgular üzerinde çalışma ve ahlaki eğitim. Erişim Adresi: https://www.insanokur.org/kohlbergin-ahlaki-gelisim-evreleri-ile-olgular-uzerinde-calisma-ve-ahlaki-egitim-banu-beyaz/

Siyez, D. Ahlak gelişimi. Erişim Adresi: http://kisi.deu.edu.tr/didem.siyez/ahlak.html

The following two tabs change content below.

Bensu Mercan

Psikolog adayı, psikologkafasi.com kurucusu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön