UZAYDA KALMAK VE ASTRONOT PSİKOLOJİSİ

Birçok kişinin hayalini süsleyen, birtakım süreçlerden başarılı şekilde geçilmesiyle uzayda belirli süre kalma imkanı sunan astronotluk mesleği hakkında hepimizin göz ardı ettiği bir husus bulunmaktadır; uzayda yalnız başına uzun süre kalmak.

Uzayda belirli süre yaşamanın astronotlar üzerinde fiziksel etkileri bulunduğu gibi psikolojik etkileri de oldukça fazladır. Kimi zaman milyon dolarlık projeler psikolojik etmenler sebebiyle iptal edilmekte ve sonuca varılamamaktadır. Bu psikolojik etkileri ve bu etkiler ile başa çıkma yöntemlerini araştıran uzay psikolojisi ve psikiyatrisi son günlerde oldukça gündemdedir. Bunun sebebi ise insanların karantina sürecinde yaşadıkları psikolojik sorunlar ile kısmen benzer olan “uzay karantinası” psikolojik sorunları ile başa çıkma yöntemlerini kullanmak istemesidir.

Uzay psikolojisinin ilk çıkış noktası 1961 yılında NASA Mühendislik Psikolojisi Bölümü Başkanı Grether’in “Astronotların psikolojisi insanların uzaya ilk çıkışını nasıl etkilemiştir?” sorusudur. Grether’e göre uzaya çıkışın dört aşaması bulunmaktadır. Şayet bilim insanları bu dört aşamayı tamamlarsa uzaya çıkış kolaylaşacaktır. Bu dört aşamadan en önemlisi astronotların uzun süreli izolasyon ve kısıtlanmış şartlarda yaşama ve çalışma psikolojileridir. Grether, “Mercury” projesi için yedi astronotu psikolojik yeterliliklerini göz önünde bulundurarak seçmiştir.

Tarihler 1985 yılını gösterdiğinde ise NASA uzay psikolojisine “Garn Skalası” terimini kazandırmıştır. Uzayda astronotlar ilk olarak yer çekimsiz ortam ile baş başa kalmaktadırlar. Merkezkaç kuvvetinin kütle çekimine eşit olmasıyla uzay aracı boşlukta dengede durabilmektedir. Bu durumun sonucu olarak beyne vücut algısıyla ilgili yanlış bilgiler gitmekte ve öfori (aşırı mutluluk hali), dehşet, heyecan en üst seviyeye tırmanır. Bu olaya “uzay tutması” ismi verilmektedir. Tutma sonucu fışkırma şeklinde kusmalar meydana gelmektedir. Bu kusmalar sonucu astronotların psikomotor becerileri azalmaktadır. 1985 yılında uzaya gönderilen Jake Garn isimli astronot bu tutulmayı heyecanını kontrol edemediği için en yüksek seviyede yaşamıştır. Uzay tutmasının derecelendirilmesine “Garn Skalası” isminin verilmesi bu sebeptendir.

NASA’nın şu ana kadar gözlemlediği psikolojik hastalıkları derlediği ve uzayda uzun süre kaldıktan sonra dönen astronotların psikolojik sıkıntılarının üstesinden gelme amacıyla hazırladığı “The Nasa History Series -Psychology of Space Exploration” kitabı örnek bir çalışmadır. Şu ana kadar gözlemlenen psikolojik rahatsızlıklardan ilki “Genel Bakış Etkisi”. Bu etkiye göre bizim hayali sınırlara, savaşlara ve düşmanlıklara yer bulabilecek kadar büyüttüğümüz dünyayı kağıt gibi bir atmosferin uzaydan ayırdığını gören astronotlar her şeyin gereksiz olduğunu düşünmektedirler. Uzaydan baktıkları dünya küçücük, uzayda ezilip giden bir cisimdir. Bu şekilde uzaydan Dünya’yı gören astronotlar bilişsel bir değişim yaşarlar. Yaşanan bilişsel değişim sonucunda Dünya astronotlara kırılgan ve önemsiz, yaşam içindeki kavgalar ise küçük sinek vızıltıları kadar dayanılmaz hale gelmektedir. Bu etkiyi Apollo 14 astronotu Edgar Mitchell’in yaptığı uzay yolculuğu sonrası söylediği şu sözler güzelce özetlemektedir: “Anında küresel bir bilinç oluşuyor ve insanlara yönelik bir yönelim gerçekleşiyor. Dünya’nın durumundan yoğun bir memnuniyetsizlik yaşıyorsunuz ve bu konuda bir şeyler yapmak için bir zorunluluk geliştiriyorsunuz. Seyahat edilen andan itibaren uluslararası politika çok küçük görünüyor. Bir siyasetçiyi boynundan tutup çeyrek milyon mil dışarı sürükleyip ‘Şuna bak, deyip küfür edesim geliyor. ”

Dünya’yı uzaydan görmenin bir başka sonucunu da araştırmalar gözler önüne sermiştir. Her astronot uzay görevine çıkarken arkasında kendi hayatını bırakarak çıkmaktadır. Her ne kadar Dünya uzaydan küçük görünse de astronotların vakitlerinin birçoğunu izleme penceresinden Dünya’ya bakarak geçirdikleri kaydedilmiştir. Bu durum astronotların geride kalan hayatlarına duydukları özlemden kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda bir daha asla o hayata dönemeyecekleri düşüncesi korku seviyelerini arttırmaktadır. Zaman ilerledikçe astronot kendi yaşamından ve geride bıraktıklarından uzaklaştığını hisseder. Bu duruma “kopma fenomeni” ismi verilmiştir.

Aynı şekilde günler ilerledikçe Dünyadaki yaşamın aksine dış uyaranlar azalmaktadır. Dış uyaranların uzun süreli azalması fiziksel olarak “uzay miyopisi”  gibi fiziksel sorunlara yol açsa da psikolojik sonuçları da çarpıcıdır. Psikolojik olarak gece- gündüz, yaz-kış, zaman gibi ritimleri kaybeden astronotlar halüsinasyon ve delüzyona maruz kalmaktadırlar. Basınçlı uzay giysileri içerisinde uzun süreli bulunmak klostrofobiye (kapalı alan korkusu); kısıtlanmış bir çalışma alanı, temel ihtiyaçlarını karşılayamama, uzun süreli yerçekimsizlik ortamına maruz kalma, kişisel bölgenin mevcut olmaması, cinsellikten uzak olunması somatoform bozukluklarına yol açmaktadır. Ayrıca görev süresine bağlı olarak maruz kalınan radyasyon miktarı artmaktadır. Bunun sonucunda kansere yakalanma oranının da arttığını bilen astronotlarda ölüm korkusu sonucu depresyon, çaresizlik ve intihar eğilimi artmaktadır. Ne yazık ki astronotlar görevlerini tamamlayıp eski yaşamlarına kolayca adapte olamamaktadırlar. Dünyadaki yaşamı ve ikili ilişkileri küçümseme eğiliminde olan astronotlar evlilik ve aile kurumlarını gereksiz olarak değerlendirmektedirler.

Yapılan araştırmalar astronotların psikolojik rahatsızlıklarının yanı sıra psikiyatrik rahatsızlıklar ile de karşı karşıya kaldığını gözler önüne sermektedir.Son yıllarda uzayda uzun süreli yaşamın konuşulduğu bir ortamda seçilen astronotların uzun süreli görevleri sağlıklı ruhsal durumlarda tamamlamalarının önemi tartışılmazdır. Bu sebeple meydana gelebilecek ruhsal rahatsızlıkların önceden tahmin edilmesi son derece elzemdir.

Birçok kuruluş ve devlet Antartika’da kurmuş olduğu sistemlerle denekler üzerinde uzun süreli uzay yolculuğunda ortaya çıkabilecek ruhsal rahatsızlıkları araştırmaktadır. Bu deneylerden en uzun süreli olanı 800 gün boyunca Rus bilim insanlarının yapmış olduğu deneydir. Bu deney sonucunda deneklerin % 85’inde depresif, % 65’inde öfke, % 60’ında uyku ve % 53’ünde bilişsel bozukluklar gözlenmiştir. Bu bilişsel bozuklukların etkisi, geri dönmeme ihtimali üzerinden gelişen anksiyete ve uzayda kalınan sürenin artması ile birlikte astronotlar uzaydan tat alamamaya başlamaktadırlar. Bu durum literatürde “Uzay Astenisi”olarak adlandırılmıştır. Bu durumun etkileri görevin tamamlanmasına büyük ölçüde zarar vermektedir. “Mars 500” görevinin 520 gün Mars’ta simüle edilmesi sonucu uzay astenisinin etkisinde kalan astronotlar görevden kaçma, mürettebat ile gerginlik çıkarma gibi davranışlar sergilemişlerdir. Aynı şekilde Rus bilim insanlarının 800 günlük simülasyonunda da uzay astenisi altındaki kozmonotlardan biri telsiz iletişimini 24 saat kapalı tutmuş, bir diğeri izinsiz olarak tehlikeli bir uzay yürüyüşü yapmış, bazıları ise somatoform (ekşi bir koku, idrar retansiyonu, kalp ritim bozukluğu vb.) etkisi altında kaldıkları için bazı uçuşlar yarıda kesilmiştir.

Uzun uzay uçuşlarında karşı karşıya kalınan bir diğer sorun ise kişiler arası çatışmalardır.  Bir uzay uçuşunda iki kozmonot 221 gün boyunca birbirleriyle hiç konuşmamışlar, bir kozmonot da günlüğüne; “bir cinayet için iki kişinin küçük bir hücreye kapatılması yeter” diye yazmıştır. Bu tarz sonuçları önlemek adına yapılan kişilik testlerinde “introvert (içe dönük) kişilik tipine” sahip kişilerin daha az oranla kişiler arası çatışmalar yaşadıkları ortaya konmuştur. Araştırmacıların bu sonucun çıkmasında bu kişilik tipine sahip insanların tek başlarına daha üretken çalışmalarına, kendileri ile zaman geçirmekten hoşlanmalarına, uygun koşullarda iyi liderlik yapmalarına ve kızgın ya da üzgün olduklarında iletişime geçmemelerine bağlamaktadırlar. Aynı zamanda uzay yolculuğunda moral, bir astronot için oldukça önemli bir faktördür. Yapılan araştırmalar “introvert kişilik tipine” sahip astronotların insanlar tarafından duyulan saygı, herkes tarafından bilinme, tarihi bir şahsiyet olma gibi etmenler ile kolayca moral bulabildiğini ortaya koymaktadır. Tüm bunların yanı sıra astronotların görev esnasında ciddi bir ruhsal karşılaşmaması için çeşitli çözüm yolları denenmektedir. Bu yollardan bazıları uzayda birlikte yer alacak personelin birbirine yardım edecek şekilde eğitimi, video konferans şeklinde terapi seansları yapılması, ekipte bir psikolog ya da psikiyatrın yer alması, bazı psikolojik ilaçların görev aracında bulundurulmasıdır. Uzay astenisinin önlenmesi için internette gezinme veya egzersiz programı uygulanmasıdır. Fakat tüm bu yollardan en etkili olanının minik sürprizler (yiyecek, kitap, fotoğraf vs.) ve aile ile yapılan görüntülü konuşmalar olduğu ortaya konmuştur.          Şu ana kadar yapılan çalışmalar sonucunda sadece Antartika’daki simülasyonlarda personelin %4-5’inde psikiyatrik rahatsızlıklara rastlanmıştır. Bu rahatsızlıklar ile uzay görevi sırasında karşılaşma oranının en aza indirilmesi gerekmektedir. Bu sebeple astronot seçiminde psikolojik testler ön plana çıkmaktadır. Bu testlerden ilki psikopatolojiyi araştırmak için yapılan MMPI-2 ve Rorschach testi, bir diğeri ise uygun kişilik yapısını belirlemek için yapılan PA, NEO-PI-R, NEO-FFI testleridir. Özellikle MMPI-2 testinde astronot adaylarının psikologlara karşı agresif tutumu ve kendilerini mükemmel gösterme çabası ön plana çıkmaktadır. Ayrıca astronotun stres yönetimini en iyi şekilde yapabilmesi ve güçlü kalabilmesi için uçuştan önce ‘Stres Management and Resilience Training for Optimal Performance (SMART-OP) astronotun stres düzeyine bağlı olarak uygulanmaktadır. Tüm bu aşamaları geçen astronotlar uzay yolculuklarına fiziki olarak tek başlarına çıksalar da uzayda onları her zaman destekleyen aradaki mesafeye rağmen onları ayakta tutan psikologları unutmamak gerekir.

Bir gün tüm insanlık uzaya gider mi bilinmez ama astronotların yanı sıra psikologların da uzaya gittikleri kabul edilebilir.


  • Nicholas JM. Interpersonal and group-behaviors skills training for crews on space station. Aviat SpaceEnviron Med. 1989;60: 603-8
  • Goncharov IB, Kovachevich IV, Pool SL, Naninkov AL, Barratt MR. Medical care systems for NASA-Mirspace flights. Aviat Space Environ Med. 2002;73: 1219-23
  • Kanas N, Manzey D. Space Psychology and Psychiatry. Published Jointly by Microcosm Press and KluwerAcademic Publishers, Netherlands, 2003.
  • Cooper HSF. The loneliness of the long-duration astronaut. Air & Space/Smithsonian. June/July 1996.
  • science.nasa.gov/science-news/science-at-nasa/2001/ast04sep_1/ Erişim tarihi:17.10.2020
  • www.esa.int/Science_Exploration/Human_and_Robotic_Exploration/Mars500/… Erişim Tarihi:17.2020
  • https://www.bilgiustam.com/uzay-yolculugu-astronotlarin-psikolojisini-nasil-etkiler/17.10.2020

The following two tabs change content below.

Ece Şen

Latest posts by Ece Şen (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön